1941 Doğum Yılı:
Fethullah Gülen Hocaefendi, resmî nüfus kaydına göre 27 Nisan 1941'de,
Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi.
1945 Kur'an Öğrenmeye Başladı
Annesinden 4 yaşında Kur'an öğrenmeye başladı ve kısa
zamanda Kur'an'ı hatmetti.
"Benim ilk Kur'an hocam validemdir. Kendi anlattığına
göre bana dört yaşımda Kur'an okumayı öğretmiş. Bir ay içinde de hatmettiğimi
söyler. Ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bütün köylüye yemek verdiler.
Birisi de bana "Senin düğünün oluyor" dedi. Utandım, ağladım."
1946 İlkokula Başladı
"O sıralarda köyümüzde ilkokul yoktu. Şu anda da mevcut
olan caminin bitişiğindeki medreseyi, sınıf olarak kullandılar. Gündüzleri
çocuklara, geceleri de yaşlı erkek ve kadınlara orada okuma-yazma
öğretiyorlardı. O yaşlı başlı insanların durumunu pencereden seyreder gülerdim.
Bana halleri çok tuhaf gelirdi. Yaşım tutmadığı için ilk sene beni okula
almadılar. Okula gittiğimde yaşım yine tutmuyordu; fakat devam ettim. İki veya
üç sene okula gittim."
1949 İlkokul Günleri ve Yarıda Kalan Eğitim
Babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve
ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha
sonra dışarıdan tamamladı.
"İki buçuk sene kadar okuduktan sonra okuldan ayrıldım.
Babam, İmam olarak Alvar'a gittiği için biz de ailece oraya taşındık. Bir daha
da okula gitmedim. Bir ara Korucuk'a gelmiştim. Bu kadın öğretmen beni görmüş
ve "Ben seni dördüncü sınıfa geçirdim" demişti. Fakat onun bu jesti
de fayda etmedi. Okula gitmedim. İlkokulu daha sonra, Erzurum'da dıştan
imtihanla bitirdim."
1951 Hafızlık Çalışmaları
Babası Ramiz Hocaefendi'den Arapça dersler aldı ve
hafızlığını tamamladı.
"Ev işlerinden ve hayvanları gütmekten vakit
bulabildiğim ölçüde ezber yapabiliyordum. Buna rağmen iyi çalıştığım günler
yarım cüz kadar ezberleyebiliyordum. Zaten yazın vakit bulmam mümkün değildi. O
kış hıfzımı tamamladım." (Küçük Dünyam)
"Ben şahsen hafızım ve hayatımda iki defe hafızlık
yapanlardanım. Bir, on küsur yaşlarındayken babam yaptırmıştı. Bazı sebeplerden
ötürü üzerinde duramadığımdan tamamen unutmuştum. Daha sonra 1980'lerde tekrar
dört ayda hafız oldum. Fakat kemâl-i samimiyetle söylemeliyim ki, onu her
okuyuşta yeni yeni ufuklar, yeni yeni kıtalar keşfediyor gibi oldum. Ona
gönlünü veren herkesin de aynı şekilde düşündüğünü zannediyorum. Elverir ki,
mânâya âşina olarak ondaki ilâhi maksatlar takip edilebilsin ve biraz da –daha
önce de bahsettiğim gibi- konsantrasyon içinde ciddî bir biçimde okunsun.
(Prizma-4, Kasım 2003)"
1955 Erzurum'daki Talebelik Günleri
Kurşunlu Camii Medresesindeki Sadi Efendi'nin yanından
ayrıldı ve Kemhan Camii yanındaki medresede 6 ay kadar okudu. Oradan da ayrıldı
ve Taşmescid'e gitti. Metruk haldeki Ahmediye Camii'nde kendi imkanlarıyla bir
oda hazırlayarak Zinnur adında bir arkadaşıyla oraya yerleştiler. Burada Osman
Bektaş Hoca'dan ders almaya başladı.Edirne'ye gidinceye kadar hep burada kaldı.
"Sadi Efendi ile aramızda bir ara huzursuzluk oldu neticede,
medreseden ayrılmaktan başka çarem kalmadı. " Sadi Efendi'nin yanından
ayrılınca Kemhan Caminin yanındaki medreseye gittim. Zaten eşya olarak sadece
bir sandığım vardı. Bu medresede beş-altı arkadaş kalıyorduk. Eğer birinin
misafiri gelirse, yatacak yerimiz kalmazdı.
Sadi Efendinin yanından ayrılınca Osman Bektaş Hocanın
yanına gittim. Osman Hoca fıkıhta hakikaten üstattı. Zaten müftülüğe bir
müstefti (fetva sormak isteyen) gelirse, o sırada müftü olan Sadık Efendi
kapıcıyı gönderir ve Osman Hoca'yı müftülüğe çağırırdı. Meşguliyeti fazla olan
bir insandı. İmkanları da iyiydi.Osman Hoca beni izhardan başlattı. Bir iki
ders okuduktan sonra "Molla Fethullah! Seni bu derslerle meşgul etmeyelim.
Sen de Cami oku" dedi."
1957 Risale-i Nurlarla tanışma
Erzurum'da talebelik yıllarında Bediüzzaman'ın yanından
gelen Muzaffer Arslan'ın sohbetlerine katılması üzerine risaleleri tanır ve bir
daha da sohbetlere katılmaktan geri kalmaz. Ramazan vesilesiyle Amasya, Tokat
ve Sivas taraflarını dolaşarak vaazlar verdi ve sohbetler yaptı.
"Kırkıncı Hoca, bana, Selahattin ve Hatem'e Bediüzzaman
Hazretlerinin yanından birisi gelmiş, akşam sohbet yapacak, oraya gidelim"
dedi. Teklifini hemen kabul ettik. Çünkü, Bediüzzaman'ın yanında bulunmuş bir
insanı ilk defa görecektik. Bu da bizim için çok cazip ve orijinal bir
hadiseydi.
Mehmet Şergil'in terzi dükkanına geldik. Burası, iki
kilimden biraz daha genişçeydi. İlk gece veya ikinci gece orada bulunanlardan
aklımda kalan isimlerden bazıları, Mehmet Şevket Eygi, Esat Keşafoğlu ve Osman
Demirci'dir. Şevket Eygi, yedek subaylık yapıyordu. Esad Keşafoğlu ise o sırada
üsteğmendi. Bediüzzaman Hazretleri, Muzaffer Arslan'a "şark'ı bir dolaş
gel" demiş o da Sivas, Erzincan ve Erzurum'u dolaşmaya gelmişti. 15 gün
kadar Erzurum'da kaldı. İlk gece Hücumat-ı Sitte okundu. Ertesi gün Beşinci
Şua'dan ders yapıldı. Bizimle gelen mollalardan bazıları, oradaki tevillere
itiraz ettiler ve bir daha gelmediler. Fakat anlatılanlar beni iyice sarmıştı.
Bilhassa Muzaffer Arslan'ın bir sahabe hayatı yaşaması, sadeliği ve samimiyeti
bana çok tesir etti. Ben zaten sahabe aşığı bir insandım. Onu görünce, işte
aradığım insanları buldum, dedim ve bir daha da ayrılmayı düşünmedim.
Muzaffer Arslan'ın pantolonunun iki dizi de yamalıydı.
Ceketi de işte ona göreydi. Tabii ki bu sadelik bana apayrı duygular ilham
ediyordu. Ayrıca ibadette derinlik vardı. Namaz kılışları, dua edişleri bana
bambaşka görünmüştü. Derse gelip gidenlerden Çiğdem Bakkalı'nın sahibi bir Zeki
Efendi vardı. Onun dua edişi de çok hoşuma giderdi. Yürekten dua etmesine
bayılırdım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum; fakat kısa bir müddet
zannediyorum. Üstad'dan Erzurum'a bir mektup geldi. "Mektup kime hitaben
yazılmıştı? Üstad bu mektubu kime dikte ettirmişti?" hatırlamıyorum. Fakat
selam gönderdiği isimler vardı. Sonunda da Fethullah ile Hatem'e de selam
deniyordu. Ben adımın zikredildiğini duyunca ayaklarım yerden kesildi
zannettim; o kadar sevinmiştim. Hayatımda o derece sevindiğim çok az vakidir.
Şimdi o mektup nerdedir, kimdedir, onu da bilmiyorum. Ancak bu bana yetmişti.
Sohbetlere gitmeyi bir daha terk etmedim."
1959 Erzurum'dan Edirne'ye Gitti
Erzurum'dan ayrılarak Edirne'ye gitti. Edirne'de Hüseyin Top
hocanın yardımıyla çevre edindi. Girdiği imtihanları kazandı, ancak askerliğini
henüz yapmadığı için 6 Ağustos 1959'da resmen Üçşerefeli Cami ikinci imamlığına
tayin edildi. İki buçuk sene Üçşerefeli Cami'nin bir penceresinde kaldı.
1962 Askerlik Günleri ve Hava Değişimi
Acemi eğitim dönemini Ankara Mamak'ta tamamladıktan sonra
dağıtım yeri İskenderun'a çıktı. Burada hastalandı ve hava değişimiyle, 4 yıl
önce ayrıldığı Erzurum'a gitti. Hava değişimi sırasında Erzurum'daki camilerde
vaaz verdi. Usta erlik dönemini İskenderun'da geçiren Fethullah Gülen burada
vaazlar verdi. Bir vaazı bahane edilerek mahkemeye sevk edildi. Yeni İstiklal
Gazetesi olayı manşetten duyurdu. Mahkemece aklandı. Ancak disiplin cezası
olarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Hastalandı. Rapor alarak tebdil-i hava
için Erzurum'a geldi. Askerliğinin bitmesine 34 gün kala terhis edildi.
1964-1966 Yeniden Edirne'ye Dönüş,Kırklareli ve İzmir'e
Tayin
Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum'da kaldı. Daha sonra
yeniden Edirne'ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an
Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.Şimdi Profesör olan Suat
Yıldırım o zamanlar Edirne müftüsü oldu. Bir ev tutup beraberce kaldılar.
Darulhadis Camii'nin imam odasında özel sohbetler başlattı.Edirne'de 1 yıl geçmişti.Kırklareli'ne
tayin istedi ve 31 Temmuz 1965'te Kırklareli merkez vaizliğine tayin
edildi.1966'da İzmir merkez vaizliğine tayin edildi. Bundan ayrı olarak,
Kestanepazarı Derneği Kur'an kursunda gönüllü öğreticilik ve belletmenlik
yapmaya da başladı.
18.02.1968 İlk Kez Hacca Gitti
İzmir Kestanepazarı Kur’an Kursunda hocalık yaparken Diyanet
İşleri Başkan Vekili Lütfü Doğan kendisini telefonla arayarak Diyanet Görevlisi
olarak hacca gönderileceği söyleyince o sene ilk kez hacca gitti. 1968 Yılı
Kurban ve Hac mevsimi Mart ayının 10’unda idi. Fethullah Gülen’in hacca gidişi
ile ilgili haber 19 Şubat 1968 tarihli İttihad gazetesinde yer aldı.