Mukaddes Değerler Ve Uyku Bilmeyen Gözler

Soru: Bir hadis-i şerifte, Cehennem ateşinin dokunmayacağı iki gözden bahsedilirken, bunlardan birinin hudut boylarında göz kırpmadan nöbet bekleyen göz olduğu ifade edilir. Günümüz şartları açısından hadis-i şerifte nazara verilen uyun-u sahireyi nasıl anlamalıyız?


Asrımızda bir çeşit casus gibi içimize girmiş öyle tehdit ve tehlikeler vardır ki, adeta onlarla iç içe yaşıyoruz. Evet, dinimize, diyanetimize, maziden tevarüs ettiğimiz değerlerimize yönelik öyle projeler, alternatif planlar nifak perdesi altında içimize girmiştir ki, her an çok ciddi tahribatla karşı karşıya bulunuyoruz. Bütün bunlara karşı sürekli ızdırap halinde olma, "Amanın, ülkemiz, ülkümüz, milletimiz, dinimiz, diyanetimiz bir kere daha payimal olmasın!" deyip inleme, "Ruhumuzun abidesi bir kere daha yerle bir edilmesin!" mülahazasıyla gözünü kırpmadan hep teyakkuz halinde bulunma, sınır boylarında nöbet bekleyen uyanık gözler gibi, uyun-u sahire kategorisi içine girer.


Gece gündüz hiç durmadan Allah için ağlayan gözler Cehennem'i görmeyeceği gibi, topluma, onun dinine, diyanetine, geleneklerinden süzülüp gelen değerlerine yönelik bir kısım hücumlar karşısında, yapılması gerekli olan şeyleri yapma adına muzdarip ve müteyakkız bir halde bulunan uyanık gözlere de Cehennem ateşi dokunmayacaktır. 


YENİLENME CEHDİ / KIRIK TESTİ 12 / M.Fethullah GÜLEN

Hakk'a Ve İnsanlara Yakınlaşmanın Vesilesi: Kurban

Soru: Adanmış ruhlar, Allah'a yaklaşmaya vesile olan kurbanı, gönüllerin birbirine yaklaşmasına da vesile kılmak için hem ülkemizin doğusundan batısına her bölgesine, hem de bilhassa Afrika kıtasındaki gibi fakr u zaruret içinde bulunan dünyanın değişik ülkelerine giderek gönül köprüleri kuruyorlar. Kurbanın bu şekilde bayramlaşmaya vesile yapılması hakkındaki mülahazalarınızı ve bu işin daha güzel olması yönündeki tavsiyelerinizi lütfeder misiniz?


Mebdede her şey küçük bir açıyla başlar. Daha sonra arkadan gelenler o işe sahip çıkar, omuz verir, yeni yol ve metotlar geliştirir, farklı alternatifler ortaya koylarlar. İşte kurbanda bir dönem ülkemizde insanların sadece ferdi olarak yerine getirdikleri ve kestikleri kurbanın etini, konu komşuya dağıttıkları bir ibadet iken zamanla gerek ülke içinde, gerekse dünyanın değişik yerlerinde gönüllere ulaşma adına önemli bir vesile haline gelmiştir.


Bütün ibadet ü taatlerde Allah'a kurbeti hedefleme, "Allah'ım ben bu ibadetimi Senin için yaptım." deme ve bunu içten içe duyma esas olmalıdır.


İnsan, "Allah'ım, Sen hayvan boğazlamamı istedin, ben de bu emri yerine getiriyorum. Eğer kendi mi boğazlamamı emretseydin ben seve seve bu emri de tatbik ederdim. Eğer dinimi, namusumu, nefsimi, malımı veya ülkemi müdafaa adına bir cephe teşkil etmek icap ediyorsa ben ona da amade ve teşneyim." diyecek kadar samimi olmalıdır.


YENİLENME CEHDİ / KIRIK TESTİ 12 / M.Fethullah GÜLEN
 

Adanmış Ruhların Aşkın Mesai Anlayışı


Soru: Hakka adanmış bir gönlün mesai anlayışı nasıl olmalıdır? Fedakârlığın mesaiye bakan yanı hakkındaki mülahazalarınızı lütfeder misiniz?


“Kendilerine rızık olarak ne lütfetmişsek ondan infak ederler.” (BAKARA 2/3) Ayet-i kerimesinde de görüldüğü üzere, Cenab-ı Hakk’ın bize lütfettiği nimetlerden verebildiğimiz kadar verme bir ufuk ve hedef olarak gösterilmiştir.


Sofiler arasında da dünyadan el etek çekerek hayatlarını inzivada geçirmiş Halvetiler vardır. Onlar göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa, gözlerinin içine başka hayal girmesin diye dünyaya bütünüyle kapılarını kapatmışlardır. Fakat unutulmamalıdır ki, veraset-i nübüvvet yolu bu değildir. Biz o büyük insanların büyüklüklerini takdirle karşılar ve öper başımıza koyarız. Fakat Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enam (Aleyhi Elfü Elfi Salatin Ve Selam) kendi çizgisindeki insanlara mesajını duyururken halk içinde bulunup onlardan gelen sıkıntılara katlanmanın, tek başına inzivaya çekilmekten daha hayırlı olduğunu ifade buyurmuştur.


Dolayısıyla insan, toplumu nazar-ı itibara alacak büyük ve külli projeler geliştirmeli ve bu projeleri gerçekleştirmeye matuf bir gayret içinde olmalıdır. Fakat bütün bunları yapmanın yanında öyle bir mesai tanzimine gitmeli ki, din ve diyanet, kalb ve ruh hayatı adına eksik ve noksanlıklara düşmesin, Allah yolunda gücünün yettiğince koşturmaktan geri kalmasın.


YENİLENME CEHDİ / KIRIK TESTİ 12 / M.Fethullah GÜLEN

Büyük Bir Günah: Gulûl


Soru: Al-i İmran Suresi’ndeki; “Emanete hıyanet etmek, bir peygamberin yapacağı iş değildir. Her kim hıyanet edip de ganimetten veya kamuya ait hâsılattan bir şey aşırır, bunu da gizlerse, kıyamet gününe o vebalini aldığı şeyler, boynuna asılı olarak gelir. Sonra her kişiye kazandığı şeylerin mükâfatı veya cezası eksiksiz verilir. Ve onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.” Ayet-i kerimesiyle çirkinliği anlatılan ve kebâirden kabul edilen “gulûl” ne demektir?  Gulûl’ün çerçevesini ve günümüz insanının söz konusu ayet-i kerimeden alması gereken mesajları lütfeder misiniz?


Umumi manasıyla gulûl, hakkı olmayan bir şeye el uzatma, ondan yararlanma, emanete hıyanet etme demektir. Daha hususi çerçevede ise, taksimat yapılmadan önce ganimet malından bir şeyler aşırma, kamu malından gizlice bir şeyler alma, devlet malında suistimalde bulunma manalarına gelir.


Mesela insanın, iş başına geçtiği zaman bir kısım spekülasyonlarda mal edinmesi, tahsisat-ı mestureden (örtülü ödenek) kendi hesabına bir şeyler kaydırması ve bu tür haksızlıkları irtikâp ederken, bir de kılıf bularak, “Ben de burada çalışıp çabalıyorum. Ben olmasaydım bunca birikim yapılamazdı.” gibi ifadelerle gayr-i meşru fiilleri meşru gibi göstererek kendi hesabına bazı şeylerden istifade etmesi gibi hususların hepsi gulûl kategorisi içine girer. Hatta hakkı ve liyakati olmadığı halde milletin idaresine talip olan bir insan da milletin hukukunu gallediyor, onların hukukuna tecavüz ediyor demektir.


Hizmet veya ibadet-ü taat için bile bir araya gelinmiş olsa, oturulan şu halının üzerinde oturma hakkımızın olup olmadığını içten içe alıp vermiyorsak, bunun hesap ve muhasebesini yapmıyorsak, bu mevzudaki hassasiyetimiz sönmüş demektir.


YENİLENME CEHDİ / KIRIK TESTİ 12 / M.Fethullah GÜLEN

Küsme Hastalığı Ve Çaresi


Soru: Günümüzde insanların birbirlerine küsmeleri ve bu küskünlüklerini uzun süre devam ettirmeleri çok yaygın bir hastalık halinde. Şahsi, ailevi ve içtimai problemlere yol açan böyle bir hastalığın tedavisi adına neler yapılabilir? İzah eder misiniz?


Arkadaşına küsen bir insan sadece küs durmakla kalmaz, bu ruh hali içinde zamanla o arkadaşı hakkında verip veriştirmeye başlar. Hatta bu durum bazen gıybete, iftiraya kadar gider. Küs durduğu insanın, ayağının kaymasından, kapaklanıp düşmesinden memnun olur. İşin daha da vahim yanı, kişi bütün bu olumsuzlukları irtikâp ederken, nefsinin avukatlığını yüklenip kendisini haklı görme ve gösterme yolunda olduğundan nasıl azim bir hata ve günah içinde bulunduğunun farkında değildir. Oysaki bütün bunlar Allah nezdinde çok 
mahzurlu ve ahiret hayatı adına da insanın kayıp gitmesine sebep olacak mezmum fiillerdir.


Evet, insan, küsmeyi gerektiren sebepler hakiki ve meşru olduğu takdirde -ancak o zaman- üç gün küs durabilir. Böyle bir küskünlüğü de Sahib-i Şeriat üç günle sınırlamıştır. Zira bu süre içinde sizin hafakanlarınız dinecek, köpüren hissiyatınız yatışacak, kırgınlığınız zayıflayacak ve sakin bir ruh hali içinde, küstüğünüz kişinin haklarını yeniden mülahazaya alacaksınız.


YENİLENME CEHDİ / KIRIK TESTİ 12 / M.Fethullah GÜLEN

Kirlenen Şuuraltı Müktesebatıyla Mücadele

Soru: Zihin ve kalbimizde önceden yer etmiş bulunan menfî şuuraltı müktesabatın kötü tesirlerinden nasıl kurtulabiliriz?


Bu tür müktesabat, insanın mânevi duygularını dumura uğratır, letâifini kirletir. Bu sebeple insan, iradesinin hakkını vererek, elden geldiğince onlardan sıyrılıp kurtulmaya çalışmalıdır.


Unutulmaması gerekir ki, o menfi şuuraltı müktesabat artık bizim için bir imtihan vesilesidir. Dolayısıyla bunlar, günahı çağrıştıran, ona sevk eden, hata ve günah duygusunu tetikleyen bir saik olarak görülmeli ve ona göre tedbir alınmalıdır.


Nasıl ki fizikî bünye zayıf düştüğü an mikroplar, insan bedeni üzerinde hemen hükmünü icra etmeye başlar; aynen öyle de, insanın mâneviyat adına zayıf düştüğü, mâneviyattan uzak kaldığı durumlarda, şuuraltı zemininde üreme imkânı bulan virüsler hemen harekete geçer, hücuma başlar ve insanı esir almaya çalışırlar.


Mü'min bulunduğu atmosferde Allah'la irtibatına, dinî ve mânevi hayatına zarar verebilecek her türlü tehlikeye karşı bütün menfezleri kapamalıdır. 


YENİLENME CEHDİ / KIRIK TESTİ 12 / M.Fethullah GÜLEN

Mefkûre Muhacirleri Ve Onlara Sahip Çıkan Civanmert Gönüller


Soru: Hazreti Lût’tan sonra peygamberlerin, güçlü aileler arasından gönderilmesi esprisine bağlı olarak, bütün sermayeleri ihlâs ve samimiyetten ibaret bulunan günümüzün hicret kahramanları için, hizmetin şahs-ı mânevîsi bir rükn-ü şedid sayılır mı? İzah eder misiniz?


İnsanlığın İftihar Tablosu (Aleyhissalâtü Vesselâm) Mekke’de çok güçlü olan Beni Haşim’dendi. Dedesi, Abdülmuttalib, Mekke’de müşarun bi’l-benan yani parmakla gösterilen bir insandı. Dolayısıyla müşrikler Efendimiz’e (Aleyhi Elfü Elfi Salâtin ve Selâm) saldırmaktan korkuyorlardı. İşte Allah (Celle Celâluhu) sebepler âlemi içinde icraat-ı sübhaniyesine esbabı bu şekilde perde kılıyor ve böylece Habib-i Edib’ini himaye ve sıyanet buyuruyordu.


Bu açıdan bakıldığında her yıl ülkemizde tertip edilen dil olimpiyatları da dünyanın dört bir yanında hizmet eden hizmet erleri için bir rükn-ü şedid sayılabilir.


İşte içlerinde idarecilerin de bulunduğu bütün bir milletin bu işin arkasında durup ona alkış tutması dünyanın değişik yerlerinde hizmet veren arkadaşların kuvve-i mâneviyesini takviye edecek ve onlar için bir moral ve güç kaynağı olacaktır.


Hiç şüphesiz bir mü’min için en büyük dayanak Cenâb-ı Hakk’ın havl ve kuvveti, kudret ve inayeti, riayet ve kilâetidir. Fakat unutulmaması gerekir ki, esbap dairesi içinde bulunuyoruz ve sebeplere riayetle mükellefiz. Dolayısıyla esbabı görmezlikten gelemeyiz.


YENİLENME CEHDİ / KIRIK TESTİ 12 / M.Fethullah GÜLEN

Dindarlık Ve Dinî Hassasiyet


Soru: Dindarlık ve dinî hassasiyet tabirlerinin ifade ettikleri mânâlar nelerdir? İzah eder misiniz?

Dindarlığın, nazarî planda, dinî düsturlara şu veya bu ölçüde saygılı olmaktan dini kabullenip ona sahip çıkmaya; amelî planda da dini yaşamaktan onu hayata hayat kılmaya kadar değişik mertebe ve dereceleri vardır.


Dini daha şuurluca yaşayanlar ise ibadet-ü taatlerini her zaman Cenâb-ı Hakk’ın teftiş ve takdirine sunuyor gibi eda eder, hayatlarını hep ihsan şuuru içinde yaşarlar.
                              
Dinî hassasiyet sahibi bir mü’minin diğer insanlar hakkındaki duygu ve düşüncesi şudur: Keşke şu kardeşlerime Allah’ı anlatıp onların gönüllerinde Allah sevgisini tutuşturabilsem! Keşke onlarda maiyet arzusu uyarabilsem!


Hâsılı, pörsümüş duygularla ve aradan çıkarma mülâhazasıyla ibadetlerini yerine getiren bir topluluğun ruhumuzun heykelini dikmesi ve yeniden bir diriliş kahramanı olması mümkün değildir.


Şayet biz milletçe göz alıcı, inşirah verici ve insanı büyüleyen bir ruh âbidesi ikame etmek istiyorsak, öncelikle elimize bir balta alarak kendi benlik âbidemizi yıkmalıyız. Daha sonra da taşı ve toprağı dinin emir ve nehiyleri, harcı da Cenâb-ı Hakk’ın rızası olan bir âbide ikame etmeliyiz ki bir daha yıkılmasın.


YENİLENME CEHDİ / KIRIK TESTİ 12 / M.Fethullah GÜLEN