Soru: Al-i İmran Suresi’ndeki; “Emanete hıyanet etmek, bir
peygamberin yapacağı iş değildir. Her kim hıyanet edip de ganimetten veya
kamuya ait hâsılattan bir şey aşırır, bunu da gizlerse, kıyamet gününe o
vebalini aldığı şeyler, boynuna asılı olarak gelir. Sonra her kişiye kazandığı
şeylerin mükâfatı veya cezası eksiksiz verilir. Ve onlar asla haksızlığa
uğratılmazlar.” Ayet-i kerimesiyle çirkinliği anlatılan ve kebâirden kabul
edilen “gulûl” ne demektir? Gulûl’ün
çerçevesini ve günümüz insanının söz konusu ayet-i kerimeden alması gereken
mesajları lütfeder misiniz?
Umumi manasıyla gulûl, hakkı olmayan bir şeye el uzatma,
ondan yararlanma, emanete hıyanet etme demektir. Daha hususi çerçevede ise,
taksimat yapılmadan önce ganimet malından bir şeyler aşırma, kamu malından
gizlice bir şeyler alma, devlet malında suistimalde bulunma manalarına gelir.
Mesela insanın, iş başına geçtiği zaman bir kısım
spekülasyonlarda mal edinmesi, tahsisat-ı mestureden (örtülü ödenek) kendi
hesabına bir şeyler kaydırması ve bu tür haksızlıkları irtikâp ederken, bir de
kılıf bularak, “Ben de burada çalışıp çabalıyorum. Ben olmasaydım bunca birikim
yapılamazdı.” gibi ifadelerle gayr-i meşru fiilleri meşru gibi göstererek kendi
hesabına bazı şeylerden istifade etmesi gibi hususların hepsi gulûl kategorisi
içine girer. Hatta hakkı ve liyakati olmadığı halde milletin idaresine talip
olan bir insan da milletin hukukunu gallediyor, onların hukukuna tecavüz ediyor
demektir.
Hizmet veya ibadet-ü taat için bile bir araya gelinmiş olsa,
oturulan şu halının üzerinde oturma hakkımızın olup olmadığını içten içe alıp
vermiyorsak, bunun hesap ve muhasebesini yapmıyorsak, bu mevzudaki hassasiyetimiz
sönmüş demektir.
YENİLENME CEHDİ / KIRIK TESTİ 12 / M.Fethullah GÜLEN